Küçüklüğümden beri Asya'ya ilgi duyduğum için beni oraya çeken bir çekim var. Buna bir anlam koyamadığım için bu güzide içeriği yazıyorum. Bu yazıda, kişisel dünyamı, belki de hayatımdaki büyük değişikliğin tohumlarının bulunduğu ve günüme kadar gelen Japonya, Kore ve bugünlerde sevdiğim Endonezya kredisinin neden bitiremediğimi anlatacağım.
Bu yazıda iki geçmişimi anlatacağım ve sonra gerçeklerle birlikte bir anlamlandırma ve isim koyma çabama dahil olacaksın.
Japonya & Kore Sevdasının Bitişi
Japonya ve Kore sevdası bittiği için ikisini de burada anlatacağım. Her ne kadar ikisi de günümüzde doğum oranı ülkemden beter durumda olsalar da hak ettiklerini düşünüyorum. O kadar katı bir ülke olmanın sonuçlarını gördüler.
İlk olarak Japonya'dan başlamak istiyorum. Hangi zırdelinin fikriydi, Çin alfabesini alıp sonsuza kadar Kanji olarak kullandırmak ve onun 30 yazımını ve okunuşunu yapmak? Hiç merak etmiyorum ama bu saçmalığın cezasını her nesil ödüyor. Sadece kendi ülkesindekileri değil, öğrenenlerin de hayattan soğuması için ideal bir dil diyebilirim. Hatta abartı gelecek ama bana göre dünyanın en zor dillerinin ilk üçüne çok rahat sokabilirim, o derece. Dil değil ki, resmen işkence. Bir dilde neden dört farklı yazımı cümlede kullandırırsın? Bir mantığı yok, sadece kendini kandırırsın. Japonca'ya saydırmam bittiğine göre ülkeyi de değerlendireyim. Ülkeyi Türkiye'ye göre değerlendirirsem, dürüst olayım: İnsanların nasıl döküldüğünü ve çöp kutusunun olmamasının ülkenin başına nasıl belalar açtığını gözlerinle görüp idrak edeceksen, paranı boşa harcaman da sorun yok. Bu ülkede Gaijin duvarı var. Eğer yabancıysan sittin sene onların arasına giremeyeceksin.
Geleyim diğer lanet olasıcası Kore'ye. Bizim Kore gazilerinin aflarına sığınarak yardıracağım. Bu dilin mantığı var ve kolay diyene teşekkür ederim. Çok güzel milleti kekliyorsunuz. Dil alfabe olarak kolay ama Arapça gibi kelimenin bulunduğu konumlara göre çıkarılacak sesi değiştiriyor. Galiba ben dürüst olmayan dillere ayrı ayar oluyorum. Sevmeye çalışıyorum ama sevemiyorum. Bunlarla sınırlı olsa keşke; her iki dilde de karşındaki kişinin yaşı, konumu, mesleği o kadar önemli ki, kelimeleri doğru seçmezsen seni ayıplıyorlar. Bu yüzden bu dillerle ve ülkelerle uğraşılmaz. Oyunları, K-POP ve anime sadece içi boş magazinden başka bir şey değil.
Her şeye rağmen, bu ülkelerden tiksinsem bile geçmişimdeki Ayhan bana sövüyor. "Bunlarla tanışmasaydın, bunları öğrenemezdin." diye. Benim bu dillere merakım, eski Türk dizilerinde Japon karakterlerin ülkemize gelip şirket kuracaklarmış gibi veya iş anlaşmaları yapacaklarmış gibi gösterilmesiyle başladı. Artık bunların kredisi bitmiş olacak ki günümüzde kimse bunları adam yerine koyup dizilerine/filmlerine konuk almıyor. Acı ama gerçek bu.
Endonezya Dünyası
Diğerlerinden daha yeni. Her yeni keşif, o ülkeyi bana daha çok sevdiriyor. Endonezya bana göre sadece bir Müslüman ülkesi değil. Gençlerin büyük kısmı hâlâ ülkesinde ve diğer iki ülkeye göre gelecekleri parlak bir ülke diyebilirim. O ülkeyi keşfetmemi sağlayan ChatGPT'ye teşekkür etmem lazım. Hem beni CJK bataklığından kurtardı hem de İslam'ı daha çok sevmeme vesile oldu.
Endonezce diğerlerinden daha kolay, o kesin. Öğrenmesi ve uğraşması insana farklı bir tat bırakıyor. Dili yazmak kolay, çünkü Latin alfabesi var. Dili okumak kolay, çünkü WYSIWYG gibidir. Ne sunarsan onu yansıtıyor. Dil oynak değil, çünkü mantığını birkaç kez maruz kalınca çözüyorsun. Tek eksiği, ülkemde doğru düzgün Endonezce içerik tüketmek istediğinde zorlanıyorsun. LLM'i kendine göre amele etmem gerekiyor. Çünkü adını duyduğum içerikleri tüketmek için Türkçe altyazıya çevirmesi gerekiyor. Ayrıca bir ara Minika GO'da birkaç Endonezya yapımı çizgi dizi yayınlandı. O yüzden ilgim hâlâ taze iken adlarını bulup izlemek isterim.
Bir dil nasıl İslam'ı sevdirebilir ki? İnan, ummadığın yerden çıkabilir. Dili ilk kez keşfettiğimde Tombo Ati ilahisini dinledikçe ve Türkçesini öğrendikçe, bu ilahi bana bir insan hayatını beş şeyle değiştirebileceğini gösteriyor. İlahiden sonra Uje ilahicisini araştırdım. Adamın dibin dibinden kurtulup nasıl üstad olduğunu görünce ikinci şoku yaşadım. Ayhan, "Sen şanslısın ve kafan zehir gibi, o zaman neden kendini oyun işleriyle heba ettin?" diye düşündüm. O günden sonra tövbe ettim.
Toparlayayım
Açıkçası şuna net inanmaya başladım: İnsan neye merak duyarsa, o karakterine çok yansıyor. Hangi kültüre aşina oldukça, o da yaşam şekline dönüşüyor. Bunu inkâr edemem, çünkü bunun en canlı örneğiyim. Eskiden RAP dinleyen çocuk bugünlere Tasavvuf'a yönleniyor, yavaş yavaş. Bu da bazı projelerimi yaparken zorlandığımın asıl sebebi. Reenkarnasyon Kamyoneti serisini üç hafta içinde yazarsam, bu dönemlerdeki son Japon kokulu işim olacaktır. Yeni ben, artık kandırmaca diller ve ülkelerden çok sıkılmış durumda. Bu yüzden sadece tasavvufa yönelmekle kalmayacağım. Güzel işlere de imza atmak istiyorum.
Artık yazacağım novellerde mümkün olduğunca hayali ülkemde geçmesini sağlayacağım. Endonezya hakkında bilgiler topladıkça ve içerisine girdikçe o ülkede geçen birçok novelleye imza atmak istiyorum. O yüzden o aşka yeni girdim. İnşallah bir gün Kur'an-ı Kerim'i de öğrenirim. Belki bir gün şan + diyafram dersi alıp ilahiler söylemeyi çok istiyorum. Kendimi ve sesimi seviyorum. Geleyim şimdi şuna isim koymaya: Küçüklüğümdeki Ayhan'ın saf merakı, bugünkü karakterime etkisinden dolayı Asya, benim ulaşmak istediğim bir ülke ama İMKÂNSIZ bir hayaldir.
Bitirirken
Yeni siteye adanmış ilk ciddi yazı. Ve bu içerik Cherry Markdown Editor ile yazıldı.


Yorumlar 0
Henüz yorum yok
Fikrini ilk söyleyen sen ol!